KEREM SERDAR KA...'s profileKONYALI SERDAR'IN YERİPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
KONYALI SERDAR'IN YERİNALÇACILILAR |
||||||||||||||||||||||||||||||||||
ŞAHAN, İLKER TAHSİN, BİZİM OKUL VS.
|
LÜTFEN YORUM YAPIN.YORUMLARINIZ BENİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ.
August 16 17 AĞUSTOS 1999 (www.nalcaci.com alıntısıdır)
geldimişte yine buradayım hepinizin geçmiş kandili mübarek olsun August 10 1 HAFTA YOKUMYOĞUN ÖSS PROGRAMIMDAN DOLAYI 1 HAFTA BURALARDA OLAMAYCAĞIM HAFTAYA GÖRÜŞMEK ÜZERE August 06 PROF. VE ÖĞRENCİolay bir üniveristede prof ve öğrencisi arasında geçer.Öğrenci yemekhanede boş yer bulamadığı için profesörün yanına oturu.Profesör bu druumu kabullenemz ve öğrenciye -öküzlerle kuşlar aynı masada oturamaz der öğrenci hiç bozuntuya vermeden -ozamn ben uçayım diyerek kalkar.profesör bu durumu içine sindiremeyince öğrencinin sınavdan kalması için elinden geleni yapar fakat öğrenci soruları eksizkiz cevaplandırı.bunun üzerine profesör öğrnciye sana bi soru soracağım der -yolda karşına iki kese çıktı birinde akıl birinde para var hangisini alırdın? -parayı der. profesör ben aklı alırdım der öğrenci cvbı heemn yapıştırır -insan neye ihtiyaç duyarsa onu alır. çıldırmak üzeredir profesör ve öğrencinin sınav kağıda kocaman harflerle ÖKUZ yazar öğrenciye veriri öğrenci sınav kağıdının alıdıktan bi kaç dk sonra prof odasına girer - hocam imzanızı atmışsınız ama notum nerdee:):):) Kara Fatmanın GünlüğüDün gece yine ölümle burun buruna geldim. Kendime bir zarar geleceginden degil ama karim Cemile ne yapar sonra. Biz aksam yemegimizi genelde saat 11-12 gibi yerdik, ama ev sahiplerimizin misafiri geldiginden geç vakitlere kadar oturup yatmadilar. Neyse ki konuklarin gitmesiyle birlikte uykuya daldilar. Bir süre ortaligin sakinlesmesini bekleyip, yiyecek toplamaya basladim. Bugün misafirler geldigi için menü çok zengindi. Pasta ve börek kirintilarina bayiliriz. Her neyse ben nevaleyi toplarken birden mutfagin isigi yandi ve "Aaaaaa! Karafatma" diye bir ses duydum.Salak adam, ben bir erkegim Fatma da nereden çikti. Benim adim Ismail. Böyle seyler delikanliyi bozar. Hadi beni karimla karistirdin diyelim. Sen ne kadar korkak bir adamsin. Benim kaç katim büyüklügünde olmana ragmen bu bagiris da ne böyle? O korkunç sesin kesilmesiyle birlikte,sanki ben ona bir şey yapmisim gibi beni kovalamaya basladi. Inanin o kadar da dikkat ediyorum, tabak, çanak bardak üzerinde dolasmamaya çünkü bu dingilin karisi çok titiz. Bazen diyorum ki bu giciklarin misafiri Geldiginde git ortalarda dolas böylelikle utanilacak duruma düssünler..Ama yapamiyorum iste. Ne olursa olsun, ekmek yedigin tekneye kötü gözle bakmamak gerekir. Ben eve geldigim ilk yillari hatirliyorum da ne güzeldi o günler. Rahmetli kayinbabam ve kayinvalidem beni evlerine kabul etmislerdi. O zamanlar rahattik, çünkü ev sahibimiz Riza amca kördü. Bu sebeple evin her yerinde serbestçe dolasabiliyorduk. Hatta Riza amcayla ayni sofrada yemek yedigimiz günlerde oldu. Gerçi bizleri görebilseydi nasil davranirdi bilmem ama o hep yüregimizde yasayacak. Riza amcanin durumu pek iyi sayilmazdi, memur emeklisiydi. Bu evde rahmetli karisininmis,bu yüzden yiyecek konusunda bu kadar fazla seçenegimiz yoktu. Ama daha mutlu ve huzurluyduk. Riza amca bir gün görünmez kazaya kurban gitti.Gerçi onun için bütün kazalar görünmezdi. Riza amcanin topraga verildigi gün biz de oradaydik. Karsi komsusu Osman Zeki bey bize geldiginde ceketini asmisti. Biz de bunu firsat bilip ceketin cebine girdik. Ardindan Osman Zeki beyle birlikte mezarliga dogru yola koyulduk. Riza amcanin üç tane oglu vardi ama bugüne kadar sadece nüfusta gözüküyorlardi. Hayirsizlar daha ilk günden evi satisa çikardilar. Evi su anda oturan adam ve karisi satin aldi. Eve ayak basmalariyla kayinbabam ve kayinvalidemi öldürmeleri bir oldu. Adam sonra igrenerek cansiz bedenleri kagida sararak çöpe atti. Sanki kendisi çok temizmis gibi. Halbuki tuvaletten çiktiktan sonra ellerini yikamadigina defalarca sahit oldum. Simdilerde kendine üzerinde rahmetli kayinvalidemin resmi olan bir ilaç almis, durmadan üzerimize sıkıp duruyor Kayinvalidem Sultan hanim gençliginde fotomodel oldugu için bu tür ilaçlarin üzerinde resmi bulunuyor. Hatta bir iki reklam filminde de oynamisti. Ama evlenince mecburen birakti. Çünkü kayinbabam tam bir Osmanli erkegiydi. Bugüne kadar rahmetli Riza amcanin anisina bu evde oturduk, artik daha fazla dayanacak halimiz kalmadi. Ese dosta haber saldik. Kendimize göre bir ev bulur bulmaz tasinacagiz buradan. Belki de sizin evinize yerlesiriz hayat bu belli mi olur? August 01 POLİS TELSİZİ KONUŞMALARI>-34 VG 0983 sağaaa çekhh!
34 VG 0983 sağaaa çekhh! Sola demedik öküzzzzzzz! Sağa çekhh!
>-Şoförün biri trafik sıkışık iken park yasağı olan yere direksiyonu kırar ve durur...
Polis; "Beyaz uno çek kardeşim park yasak!" gibilerinden bir anons yapar... Şoför el kol hareketleri yardımıyla "Abi ekmek almaya geçiyom hemen çıkacam" der !.. Yarım saat kadar sonra elini kolunu sallaya sallaya çıkınca polis anonsu patlatır;
"Beyaz uno, ekmek nerde lan?"
>Olay Çankaya'da geçiyor... Ankara'da patates soğan satan, megafonlu bir kamyonet.
Polis anons yapıyor; "06 MN 1945 ilerleeeeeee…"
Kamyonetin megafonundan cevap geliyor; "Anlaşıldı tamaaam!.."
REHA MUHTAR KLASİKLERİHaber: Mahkumlar tünel kazarak kaçar...
R.M.: Mahkumlar kaçmak için mi tünel kazdilar? Haber: Bir okul müdürü cinsel tacizle suçlanir... R.M.: Sen benim sözümü bile kestigine göre kim bilir daha neler yapmissindir. Haber: Harika Avci kürtaj yaptirmistir. R.M.: Peki, bebek simdi nerede? Alparslan Türkes'in cenaze töreninin oldugu gün sevgili Reha Muhtar Show Haber'de söyle konusur: Cenaze töreninde sayilari on binin üzerinde yedi bin güvenlik görevlisi vardi. Reha Muhtar karisini bogarak öldüren adami programina çikariyor. Ilk sözü: -Efenim, basiniz sag olsun. Reha Muhtar anlamakta bazen güçlük çeker: -Dogustan kör oldugunuzu anladim da beyefendi, küçükken de gözleriniz görmüyor muydu onu soruyorum? Italya muhabiri Muhtar'a bildiriyor: Italyanlar Fatih Terim'e kurtarici anlaminda 'Salvatore' diyorlar... Yani O'na kurtarici diyorlar, öyle mi? Evet. 'Salvatore' diyorlar... ... Ve Muhtar, her zaman anlama zorlugu çeken biz izleyicilere olayi açiklar: Gördügünüz gibi sayin seyirciler... Italyanlar Fatih Terim'e kurtarici anlaminda 'Matador' diyorlar... Muhtar cenaze haberi verir: Sali günü kilinacak Cuma namazindan sonra defnedilecek cenaze... Kiz tecavüze ugramistir. Muhtar kizin duygularini ögrenmek ister: Ne yaptilar? O an nasil hissettiniz? Dagcilar donmak üzereyken kurtarilmistir ve Muhtar oldukça kisa bir soru sorar: Soguk muydu? Muhtar, mazluma akil verir: Peki siz sormadiniz mi sünnetçiye neden hepsini kestiniz diye? Kadin biçaklanmistir. Muhtar canli yayinda gerçeklerin pesindedir: Sizi öldürebildi mi efenim? Bir yüzücü 350 tonluk bir gemiyi çekmistir. Muhtar sorar: Nasil çekiyorsunuz gemiyi? Inanç meselesi. Içinizde bunu hissetmeniz gerekir. Neyi hissetmem gerekir?Gemiyi mi? July 28 TERÖRE LANETJuly 19 fıkra değil gerçekGalatasaray'ın Fenerbahçe'yi 5-1 yendiği maçtan sonra sokağa çıkmaya utanan Tuncay'ın aklına bir fikir gelmiş ve kadın kılığına girerek dışarı çıkmış.Bir cafeye girip oturmuş.Yanına yaşlı bir kadın gelerek "Tuncay Naber?" demiş.Tuncay beni tanıdı diyerek apar topar kaçmış. Ertesi gün yine kılık değiştirmiş ve cafeye gitmiş.Aynı yaşlı kadın yanına gelip "Tuncay naber?" demiş.Tuncay yine kaçmış. Bu sefer Tuncay çok farklı bir kılıkta gelmiş cafeye.Kadın gelmiş yine "Tuncay naber?" demiş.Tuncay merak etmiş: "Ya sen beni nereden tanıyorsun" demiş. Yaşlı kadın da: "Oğlum Ben Rüştü"......... July 09 MOTORSİKLET(alıntı)Bir kız ve bir delikanlı motorsikletin üzerinde 180 km hızla giderken aralarında şöyle bir konuşma geçiyor! Kız: Lütfen yavaşla ben korkuyorum. Erkek: Hayır bak ne kadar eğlenceli. Kız: lütfen bak çok korkuyorum... Erkek: Peki o zaman beni sevdiğini söyle. Kız: Seni çok seviyorum.Lütfen yavaşla hadi. Erkek: Şimdide bana sıkıca sarıl. Kız delikanlıya sıkıca sarılır. Erkek: Kaskımı alıp kendine takar mısın.Başımı çok sıktı. Ertesi gün gazetelerde şöyle bir başlık çıkar: Motorsiklet Kazası!!! Motorsikletin frenleri arızalanınca bir binaya çarptı ve 2 kişiden sadece biri yara almadan kurtuldu...! Gerçek ise şöyleydi: Yolun yarısında delikanlı,frenlerin bozulduğunu anlamış,kıza belli etmek istememişti.Bunun yerine kıza kendisini sevdiğini söylemesini istemiş ve kendisine son defa sarılmasını istemişti. Sonrada kendi ölümü pahasına,kızın başlığı takmasını ve hayatta kalmasını sağlamıştı... :'( Dalgalara Çelme Takan Balık(alıntı)“Dün geceki gürültüyü duydun mu?” yazdı önündeki kağıda. Baktı, kağıdın üzerinde duruşunu beğenmemişti bu cümlenin. Hem hiçbir öykü böyle başlamazdı ona göre. Saçmaydı, hem kimin dikkatini çekecekti ki anlamsız bir gürültüyle? Denemişti ama olmamıştı. Kararlıydı; bir öykü yazacaktı. Sevdiği bir kız vardı. Tam bir edebiyat tutkunuydu. Yazarın biriyle aldatmıştı onu. Nefret ederdi öyküden ama o yazar gibi yazabilirse eğer sevgilisini geri alacağına inandırmıştı kendini. Günlerce, gecelerce denedi öykü yazmayı. Farklı mekanlarda yazmayı denedi, farklı konular keşfetmeye çalıştı… Eğer yazdığını kendisi beğenirse sevgilisi de beğenecekti. O hiçbir zaman yazdıklarını beğenmedi. Umudu tükenmişti. Ne kadar çok istese de öykü yazmayı başaramıyordu. Sevgilisini alamayacaktı o yazar bozuntusunun elinden. Maviydi umutları. Mavinin bittiği yerde, maviliklerde boğmaya karar verdi kendini. Bir tekne kiralayıp açıldı eşsiz maviliklere. Kalemini ve kağıdını da almıştı yanına. Tek bir kağıt, tek bir kalem… Son şansıydı bu onun, yine başaramazsa atacaktı kendini akıntıya, akıntıyla sevişen balıkların yanına. Bir balık takıldı gözüne, küçük bir balık… İzlemeye başladı. Dalgalarla cilveleşiyordu sanki. Kaybolmuş olacaktı ki yalnızdı balık. Buna rağmen kendini boğmaya çalışan dalgalara çelme takıyordu şımarıkça. “Bir balık kadar olamadın!” diye kızdı kendine. Karar verdi, bu balığın öyküsünü yazacaktı. Başlığını bile bulmuştu “Dalgalara çelme takan balık…” Hemen kalemini ve kağıdını alıp yazmaya başladı: “Sonsuz mavilikler içinde bir balıktı o, hem de küçük bir balık.onca tehlikeyi göze alarak bırakmıştı kendini akıntıya…” diye devam etti. Yazdıkça yazası geliyordu adamın. Koca bir sayfayı doldurmuştu ilk kez. “… ama o ne kadar küçük olursa olsun kendisini boğmaya çalışan dalgalara yorulmadan çelme takmaya devam etti.” İşte, son noktayı koymuştu. Kürek çekmeye başladı kıyıya doğru hızla. Yazısını temize geçirip öykü yarışmasına gönderecekti. Eve gider gitmez “Elveda…” dediği kağıtlarına bir kez daha “Merhaba…” dedi. Dalgalara çelme takan balığın hikayesini temize çekmeye başladı. Mutluluktan sigara üstüne sigara içiyordu. Ne sevgilisini, ne kendisini, ne de nefret ettiği o yazar bozuntusunu düşünüyordu. Aklında bir tek yazdığı öykü vardı. Yarışmayı birincilikle kazanmıştı küçük balık. Bütün gazetelerde, bütün kültür ve sanat dergilerinde yayınlamıştı bu güzel öykü. Adeta uçuyordu mutluluktan. Çalan telefonun sesiyle irkildi. Arayan sevgilisiydi; tebrik ediyordu onu, eğer işi yoksa çay içmeye davet ediyordu. “Tamam” dedi, sadece tamam… Buluşacakları cafeye yarım saat erken gitmişti. Kapıya en yakın masaya oturup beklemeye başladı. Siparişi almaya gelen garsona bir miktar para verdi; “İçeceklerimizin parası. Üstü de sende kalsın.” dedi. Her şey tamamdı. Saatine baktı, vakit gelmişti. Dakikliğe önem veren sevgilisi belirdi masanın ucunda. Kadın adama hayranlıkla bakıyordu. O bilindik “nasılsın”lardan sonra adam bir sigara yaktı. Konuşmaya başladı: “Biliyorsun, seninle tanışmadan önce sigara içmiyordum. İlk kavgamızdan sonra başladım içmeye. Beni o yazara tercih ettiğindeyse iyice arttırdım. Sigaramdın sen benim. Her seferinde seni yakıyor, anılarımızı kül tablasına döküyor ve söndürüyordum seni. Hep seni yakıyor, anıları döküyor, seni söndürüyordum. İçimden seni çıkarmak istercesine üflüyordum dumanı. Şimdi bu son sigaram.” Dedi, sigarasını hızla söndürdü ve kapıya doğru yürüdü. Kapının önüne geldiğinde “Bu sefer gerçekten sigarayı bıraktım.” dedi, cebindeki sigara paketini masaya atarak çıktı cafeden… Beni Gerçekten Sevmiyorsunuz(alıntı)Delikanlı, saatlerdir genç bir kızın peşinden gidiyordu.Genç kız dayanamayıp arkasını döndü ve 'neden saatlerdir peşimden geliyorsunuz?' diye sordu. -Sizi seviyorum.hem de canımdan çok seviyorum! Genç kız: -Bak benim arkamdan ablam geliyor.o benden daha güzel.benden sana hayır gelmez,sen ona git. Delikanlı arkasını dönüp bakınca çok çirkin bir kızın geldiğini görüp sinirlenmiş ve genç kıza dönüp: -Bana neden yalan söylediniz? Genç kız: -Asıl siz bana neden yalan söylediniz? Eğer beni yeterince seviyor olsaydınız dönüp arkanıza bakmazdınız,çünkü gözünüz benden başkasını görmezdi!! GELDİMTATİLE GİTTİĞİM İÇİN 1 HAFTA İLGİLENEMEDİĞİM SPACEMİ TEKRAR GÜNCELLEMEYE BAŞLAMIŞ BULUNMAKTAYIM. June 30 BARIŞ AKARSUJune 25 TEŞEKKÜRLER TÜRKİYEYAŞATTIĞINIZ BÜTÜN SEVİNÇLER,HEYECANLAR İÇİN HEPİNİZE TEŞEKKÜRLER ASLANLAR... June 12 BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?- Fenerbahce son kupasini 1982-1983 sezonunda finalde Mersin Idman Yurdu gibi dev bir ekibi yenerek almistir. - Fenerbahce kazandigi sayisiz (4) Turkiye Kupasini finalinde hicbir zaman diger iki buyuk takimi, hatta Trabzonspor’u bile yenerek alamamistir. - Fenerbahce’nin kupa aldigi 1982 sezonunda Turkiye’de kullanilan en buyuk kagit para 10bin liraydi. - O tarihlerde Turkiye’de renkli televizyon var miydi? Emin degiliz. Ama varsa bile renkli TV yayini zaten yoktu. - O tarihlerde henuz Merve daha dogmamisti (Bakiniz Mervetor) - Michael Jackson siyahti, Bulent Ersoy erkekti… - Su anda kir sacli haliyle bildigimiz teknik direktor Erdogan Arica Fener’in ilk onbirindeydi. - Turkiye’de KDV diye bisey yoktu. - Doviz tasimak suctu. - Zico futbolcuydu. - O tarihten sonra kupayi Galatasaray 7, Besiktas 6 ve Trabzonspor 5, Genclerbirligi ve Kocaeli 2, Sakarya ve Bursaspor da 1er kere kazandilar… - Ayrıca FB’li bir yönetici tvde “bu sene de kupadan elendik!”diyerek her sene yaptıkları geleneklerini dile getirdi.Yani aslan varoldukça kuşlara kupa yasak:)) 1982′deki son kupadan sonra, Fenerbahçe taraftarının; May 23 BİR AŞK HİKAYESİÜniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir Voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz, minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece.. O kadar yakındılar.. Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi.. Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karsıya gidince, delikanlıda yerini değiştirdi, o da karsıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü.. Kızda gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar.. "anladım" der gibi bir gülümseyişti bu.. Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için.. Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.. Dahası.. Ankara Koleji'nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karsılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı.. Bir defasında, yaptığına sonra kendiside günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılımı kızın karsısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karsısına çıkmıştı.. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karsısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce.. Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karsı bos değildi. Bir yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu isler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan "tabii" dedi.. "bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sende gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız.." "Mutluluk iste bu olmalı" diye düşündü delikanlı.. "Mutluluk iste bu.." ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser günü de hiç ama hiç unutmadı.. O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yan yana düştüler. inanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yan yana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken -o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya- o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu iste elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, omzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç saç teli, delikanlının elinin üzerine döküldü.. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü.. Konserden çıkarken, kız, sakalaştı.. "Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana'da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak.." Hayır, aramayacaktı.. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu otobüsle Adana'ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi.. Sabah erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar bası bos dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis kösesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii..ilk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. ikinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, üçüncü sette kız fark etti delikanlıyı.. Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, birazda gurur vardı sanki.. Ankara'nın hele Kolejde çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu.. Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garajlara gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki.. Kız "keşke orada olsaydın" demişti. O da olmuştu iste.. Hepsi o.. Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında.. Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için.. Kızın karsıdan geldiğini gördü. koşarak yanına gitti. "Bu sana" diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl'ın dört satırını okurken.. "Ne hasta beklerdi sabahı Ve ne genç ölüyü mezar Ne de şeytan bir günahı Seni beklediğim kadar!.." Ertesi gün Öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin önündeydi gene.. Kız karsıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı.. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu iste.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken.. "Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi kız.. Oda heyecanlıydı, belli.. "Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin, bende senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondanda hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de su anda, onu terketmem için bir sebep yok." "O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni" dedi, delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden.. Yıllarca sonra Levent'in söyleyeceği şarkıda ki Sezen'in sözlerini o, o zaman biliyordu sanki. Aşk onurlu olmalıydı.. Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi.. Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. iki dörtlüktü şiir.. _iki kıza verdiği.. Bir ikinci dörtlük daha vardı o kadar.. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu.. Bekleyiş sürüyor, sürüyordu.. Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti.. Bir gün delikanlı kızı aniden karsısında gördü.. "Günlerdir seni arıyorum" dedi. "Günlerdir seni arıyorum.iste sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!.." "Yaa" dedi delikanlı.. "Yaa" dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı.. "Yaaa!.."Cebinde artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. "Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün" dedi.. "Bu da sonu onun.." Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız ikinci dörtlüğü oracıkta okurken.. "Geçti istemem gelmeni Yokluğunda buldum seni. Bırak vehmimde gölgeni Gelme artık neye yarar!.." Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hala düşünüyor.. O uzun, çok uzun Bekleyiş mi öldürmüştü askını?. Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yasayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp gitmiş miydi, acaba? Delikanlı bu soruların yanıtını bugün hala bilmiyor.. |
|||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|